Hz. Fatıma'NIN (a.s) İLMÎ MİRASI - Kadın-Hicap-Aile - Türkçe - Meqaleler kataloqu - ....::İslam::....
Cüme, 09.12.2016, 09:46
Приветствую Вас Qonaq | RSS

islam dini

Bölmələr
    Şiə cavabları
    Sorğu
    Saytı qiymetlendirin
    Cəmi cavab: 6768
    Sayğac

    Onlayn: 1
    Qonaq: 1
    İsifadeçi: 0
    Форма входа

    Meqaleler kataloqu

    Главная » Статьи » Türkçe » Kadın-Hicap-Aile

    Hz. Fatıma'NIN (a.s) İLMÎ MİRASI

    Hz. Fatıma'NIN (a.s) İLMÎ MİRASI

    "İlk Müslümanlar, Resulullah'ın (s.a.a) bütün sözlerini ve fiillerini kaydetmişlerdi. Peygamberimizin (s.a.a) sözlü ve fiilî sünneti, bu ilk kuşaktan ikinci kuşağa ve sonraki kuşaklara aktarılmıştır."

    Hiç kuşkusuz, "İlk kuşak Müslümanlar içinde Peygamberimizin söz ve davranışlarını en iyi ve en çok görüp koruyanlar; onunla en çok beraber olan, onunla en yakın ilişkiler içinde olan ve zamanlarının büyük bir kısmını onun yanında geçiren ve başka münasebetlerle sık sık onun yanına girip çıkan kimselerdir."

    Buna göre, Peygamberimizin (s.a.a) hayatının son yıllarında Müslüman olan Ebu Hüreyre gibilerindense, ilk günden itibaren Peygamber'in (s.a.a) yanında olan sahabelerin birinci derecede bir rol oynamaları gerekirdi. Oysa hadis kaynakları, Ebu Hüreyre gibi Peygamber'in (s.a.a) hayatının sonlarına doğru Müslüman olan kimselerin rivayetleri ile doludur ve bunlar, Hz. Peygamber'le sınırlı bir ilişkileri olduğu hâlde, Peygamber'in (s.a.a) sözlü ve fiilî sünnetinin başta gelen kaynakları olarak kabul görmüşlerdir. Bu yüzden objektif araştırmacılar, her zaman bu gibi kimselerin rivayetlerine kuşkuyla bakmışlar, onlardan ellerinden geldiğince uzak durmuşlar. Aynı şekilde, peygamber olarak görevlendirildiğinin ilk gününden vefat ettiği güne kadar Resulullah'tan (s.a.a) ayrılmayan, özellikle Hz. Peygamber'in yanında özel bir yeri olan Ali (a.s) ve diğer bazı seçkin sahabelerden de binlerce hadisin rivayet edilmiş olmasını kimse garipsemez, yadırgamaz. Fakat nedense hadis kaynaklarında, Peygamber'in (s.a.a) hayatının son üç yılında yanında bulunan kimselerden aktarılan rivayetlerle mukayese ettiğimiz zaman, Ali (a.s) gibilerinden aktarılan hadislerin miktarı son derece az kalıyor.

    "Nitekim Şia kaynaklarında 'Fatıma Mushafı'ndan söz edilmesini de yadırgamamamız gerekir. Bu Mushaf ki, Ehl-i Beyt İmamları'ndan (hepsine selâm olsun) gelen rivayetlerde zikredilmiştir. Çünkü Hz. Zehra (a.s) hayatı boyunca babasından hiç ayrılmamıştı. Babasını sürekli gözetliyor, hizmetini görüyor; sözlerini, hadislerini, verdiği haberleri ve konuşmalarını dinliyordu ki, amcasının oğlu Ali'yi (a.s) istisna edersek, başka hiç kimsenin böyle bir şansı ve imkânı yoktu."

    Hâl böyleyken, Hafız Suyutî'nin, "Fatıma'nın (s.a) rivayet ettiği hadislerin toplamı onu geçmez." dediğini ve Hafız Bedehşanî'nin, "Fatıma'dan rivayet edilen hadisler on sekiz tanedir." dediğini duyduğun zaman, bunu tuhaf karşılamaz mısın? Bu arada Aişe'den iki binin üzerinde hadisin rivayet edildiğini gözünüzün önüne getirin! Oysa Aişe, ancak hicretten sonra Peygamberimizle (s.a.a) beraber olmuştur ve bu da on seneden daha az bir süredir. Buna karşılık Hz. Zehra (a.s), rivayetlerde belirtilen en az süreyi esas alsak bile on sekiz, rivayetlerdeki en fazla süreyi esas alsak, yirmi sekiz yıl babasıyla beraber olmuştur.

    Üstad Tevfik Ebu İlm bizzat bu noktaya parmak basarak şunları söylüyor: "Hz. Fatıma (a.s), babasından birçok hadis duymuştu. Bazen bizzat babası söylediklerini yazmasını emrediyordu. Oğulları Hasan ile Hüseyin ve babaları Ali ile torunu Fatıma bint-i Hüseyin (mürsel olarak); ayrıca Aişe, Ümmü Seleme, Enes b. Malik ve Selma Ümmü Rafi' (Allah onlardan razı olsun) ondan hadis almışlardı. Bunun yanında birçok Kur'ân ilmini de öğrenmişti. Geçmiş şeriatlara dair bilgisi de oldukça genişti. Okuma yazma biliyordu. Allah, onu ilimle diğerlerinden ayrıcalıklı kıldı. [Fatıma, ayrıcalığa sahip olan demektir.] Babası Allah'ın elçisiydi ve dinî hususlarda ona yol gösterecek, dünya işlerini daha kolay çözmesine yardım edecek şeyleri sayfalara yazdırıyordu. Çünkü Fatıma (a.s), Allah'tan korkup sakınan ve Allah'ın eğitip öğrettiği Ehl-i Beyt'in bir ferdiydi."

    d) Ahlâk, Edep ve Davranış

    1- İmam Hasan (a.s), annesi Fatıma'nın (a.s) şöyle dediğini rivayet eder: "Resulullah (s.a.a) bana dedi ki: Cimrilikten sakın. Çünkü cimrilik, saygın ve onurlu bir kimsede bulunmaması gereken bir hastalıktır. Cimrilikten sakın. Çünkü cimrilik; kökü cehennemde, dalları dünyada olan bir ağaçtır. Kim bu ağacın bir dalına asılırsa, onu cehenneme götürür. Cömert ol. Çünkü cömertlik, cennet ağaçlarından bir ağaçtır ve dalları yeryüzüne sarkmıştır. Kim bu ağacın bir dalından tutarsa, bu dal onu cennete götürür."

    2- Resulullah'ın (s.a.a) kızı Fatıma Betül (a.s) şöyle der: "Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: Ümmetimin en kötüleri, türlü nimetlerle beslenenlerdir. Bunlar türlü yiyecekler yerler, çeşitli elbiseler giyerler ve avurtlarını çatlatarak çekinmeden konuşurlar."

    3- Fatıma bint-i Hüseyin (a.s), büyük annesi Fatımatü'z-Zehra'dan (a.s) şöyle rivayet eder: "Resulullah (s.a.a) mescide girdiği zaman, Muhammed'e salât ve selâm getirir ve şöyle derdi: 'Allah'ım! Günahlarımı bağışla. Rahmetinin kapılarını üzerime aç.' Mescitten çıktığı zaman da şöyle derdi: Allah'ım! Günahlarımı bağışla ve lütuf ve kereminin kapılarını üzerime aç."

    4- Hz. Fatıma (a.s) şöyle demiştir: "Bir müminin yüzüne gülümsemek, gülümseyen kimsenin cennete girmesini vacip kılar. Düşman bir inatçının yüzüne gülümsemek de, gülümseyen kişiyi ateşten korur."

    5- Zeyd b. Ali, atalarından rivayet eder ki, Peygamber'in (s.a.a) kızı Fatıma (a.s) şöyle demiştir: "Resulullah'ın (s.a.a) şöyle dediğini duydum: 'Cuma gününde bir saat vardır ki, Müslüman kişi, bu saate denk gelip de Allah'tan her ne isterse kendisine verilir." Dedim ki: 'Ya Resulallah! Bu hangi saattir?' Buyurdu ki: Güneş kursunun bir yarısı battığı zamandır."

    Ravi der ki: "Fatıma (a.s) hizmetçisine şöyle derdi: Damın üstüne çık. Güneş kursunun yarısının battığını gördüğün zaman, bana haber ver, dua edeyim."

    6- İbn Hammad el-Ensarî ed-Dûlabî (ölm: 310) der ki: Bize Ebu Cafer Muhammed b. Avf b. Süfyan et-Taî el-Hummasî anlattı, ona Musa b. Eyyub en-Nuseybî anlatmış, o Muhammed b. Şuayb'dan duymuş, ona Abdurrahman b. Velid'in azatlısı Sadaka aktarmış, ona da Muhammed b. Ali b. Hüseyin bildirmiş ki: "Dedem Hüseyin b. Ali ile birlikte arazisine gitmek üzere yola çıkıp yürümeye başladık. Yolda Nu'man b. Beşir'e rastladık. Katırının sırtında yol alıyordu. Bizi görünce katırından indi ve Hüseyin'e şöyle dedi: 'Gel katıra bin, ey Ebu Abdullah!' Hüseyin, binmek istemedi. Israrla binmesini istedi. Sonunda Hüseyin şöyle dedi: Sen, beni istemediğim bir şeye zorladın. Sana, annem Fatıma'nın anlattığı bir hadisi aktaracağım. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: 'Kişi, bineğinin ön tarafına binme, yatağında yatma ve evinde namaz kılma önceliğine sahiptir. Ancak insanların, namaz için arkasında saf tuttukları imam başka.' O hâlde sen, bineğinin ön tarafına bin, ben de terkisine bineyim."

    "Bunun üzerine Nu'man şöyle dedi: Fatıma doğru söylemiştir. Fakat bana babam anlattı -ki şu anda Medine'de yaşamaktadır- Peygamberimiz (s.a.a) böyle buyurmuş ve şöyle demiştir: 'Ancak izin vermesi başka…' Nu'man bu hadisi rivayet edince, Hüseyin bineğin ön tarafına bindi, Nu'man da terkisine bindi."

    7- Bize Ahmed b. Yahya el-Udî anlattı, ona Cebbare b. Mugallas anlatmış, o Ubeyd b. Vesim'den duymuş, ona Hüseyin b. Hasan anlatmış, ona da annesi Fatıma bint-i Hasan aktarmış, o da babasından dinlemiş ki Fatıma (a.s) bint-i Resulullah (s.a.a) şöyle demiştir: "Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: Gecelediğinde elinden et kokusu gelen kimse, nefsinden başka hiç kimseyi kınamasın."

    8- Bize Ahmed b. Yahya es-Sufi anlattı, ona Abdurrahman b. Debis anlatmış, o Beşir b. Ziyad'dan duymuş, ona Abdullah b. Hasan anlatmış, o annesinden duymuş, o da Fatımatü'l-Kübra'nın (a.s) şöyle dediğini aktarmış: "Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: İki zalim ordu karşı karşıya geldiği zaman, Allah onları baş başa bırakır ve hangisinin galip geldiğine aldırmaz. İki zalim ordu karşı karşıya geldiği zaman, felâket en azgın olanın başına gelir.

    9- Hz. Fatıma (a.s) kadınlar için en hayırlı olan şeyi anlatırken şöyle demiştir: "Kadınlar için en iyisi, erkeklere görünmemeleri ve onları görmemeleridir."

    10- Cafer b. Muhammed, babası Muhammed b. Ali'den, o babası Ali b. Hüseyin'den, o babası Hüseyin b. Ali'den, o da annesi Fatıma bint-i Resulullah'tan (s.a.a) şöyle rivayet eder: "Peygamber'i, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın." ayeti indiği zaman, Peygamber'e (s.a.a), 'Babacığım!' diye seslenmekten çekindim ve 'Ya Resulallah!' demeye başladım. Bana döndü ve şöyle dedi: 'Kızım! Bu ayet senin ve senden önce ailen hakkında inmemiştir. Çünkü sen bendensin, ben de sendenim. Bu, kaba, saygısız ve kibirli kimseler hakkında inmiştir. Bana, 'Babacığım!' de. Çünkü öyle söylemen kalbe daha sevimli gelir ve Rabbi daha hoşnut eder.' Sonra Hz. Peygamber (s.a.a) alnımı öptü ve elini ağzında ıslatarak yüzüme sürdü. O günden sonra hoş kokular sürünmeye gerek duymadım."

    11- Hz. Fatıma (a.s) şöyle demiştir: "Kim yüce Allah'ın katına en ihlâslı ibadetini gönderirse, Allah, katından ona en yararlı olan lütuf ve keremini indirir."

    12- Leys b. Ebu Süleym, Abdullah b. Hasan'dan, o annesi Fatıma bint-i Hüseyin'den, o babasından, o da annesi Fatıma bint-i Resulullah'tan (s.a.a) şöyle rivayet eder: "En hayırlınız, omuzu en yumuşak olan (insanlar arası ilişkilerde yumuşak ve ağırbaşlı davranan) ve kadınlara karşı en cömert davrananınızdır."

    13- Resulullah (s.a.a) ashabına, "Kadın nedir?" diye sordu. Dediler ki: "Örtülmesi gereken avrettir." Buyurdu ki: "Peki ne zaman Rabbine en yakın hâlde olur?" Bu soruya ne cevap vereceklerini bilemediler. Fatıma (a.s) bunu duyunca şöyle dedi: "Evinden ayrılmadığı zaman Rabbine en yakın olur." Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Hiç şüphesiz Fatıma benim bir parçamdır."

    14- Hz. Fatıma'dan (a.s) rivayet edilen uzun bir hadis kapsamında şöyle diyor: "Ya Resulallah! Selman benim elbisemi görüp şaşırdı. Seni hak üzere peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, benim ve Ali'nin beş seneden beri bir koç postundan başka bir şeyimiz yoktur. Gündüzleri onun üstünde devemize yemini veriyoruz, geceleri de döşek yapıp üstünde uyuyoruz. Yastığımız deridir ve içini hurma lifiyle doldurmuşuz." Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Ey Selman! Hiç şüphesiz benim kızım, en öndeki kafilenin içindedir."

    15- Ali b. Hüseyin b. Ali'den (hepsine selâm olsun) şöyle rivayet edilmiştir: "Bir kör, Resulullah'ın (s.a.a) kızı Fatıma'nın (a.s) yanına gelmek için izin istedi, Fatıma (a.s) kendisini ondan sakladı. Resulullah (s.a.a) ona dedi ki: "Niçin örtündün, o seni görmüyor ki?" Dedi ki: "Ya Resulallah! O beni görmüyorsa, ben ki onu görüyorum. Kaldı ki o, koku alabiliyor. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Şahitlik ederim ki, sen benim bir parçamsın."

    16- Bize Yezid b. Sinan anlattı, ona Hasan b. Ali el-Vasıti anlatmış, o Beşir b. Meymun el-Vasıti'den duymuş, o na Abdullah b. Hasan b. Hasan b. Ali b. Ebu Talib'in şöyle dediğini anlatmış: Bana annem Fatıma bint-i Hüseyin, Fatımatü'l-Kübra bint-i Muhammed'den (s.a.a) şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (s.a.a), Allah'tan Hasan ve Hüseyin'i korumasını diler, onlara Kur'ân'dan bir sure öğretir gibi Allah'tan koruma dilemeyi öğretirdi ve şöyle derdi: Bütün şeytanların ve kötülerin ve bütün kınayıcı gözlerin şerrinden Allah'ın eksiksiz kelimelerine sığınırım."

    17- Hz. Zehra'nın (a.s) şöyle dediği rivayet edilir: "Bir gün Resulullah (s.a.a) evime geldi. O sırada uyumak üzere yatağıma uzanmıştım. Dedi ki: 'Ey Fatıma! Dört şeyi yapmadan uyuma. Kur'ân'ı hatmetmeden, peygamberleri şefaatçin kılmadan, müminleri hoşnut etmeden, hac ve umre yapmadan.' Resulullah (s.a.a) bunu söyledi ve namaza durdu. Namazını tamamlayıncaya kadar bekledim. Dedim ki: 'Ya Resulallah! Bana dört şey emrettin, ama bu durumda onları yerine getirecek gücüm yok.' Resulullah (s.a.a) gülümsedi ve şöyle dedi: "Kul huvellahu ahad" Suresi'ni üç kere okuduğun zaman bütün Kur'ân'ı hatmetmiş gibi olursun. Bana ve benden önceki peygamberlere salât ve selâm gitirdiğin zaman kıyamet günü senin şefaatçıların oluruz. Müminler için bağışlanma dilediğin zaman, bütün müminler senden hoşnut olurlar. 'Subhanallahi ve'l-hamdulillah ve lâ ilâhe illallahu ve'llahu ekber' dediğin zaman da, hac ve umre ziyaretini yapmış gibi olursun."

    18- Hz. Fatıma (a.s) uzun bir hadisin kapsamında şöyle der: "Babacığım! Canım sana kurban olsun! Niçin ağlıyorsun?" Resulullah (s.a.a) ona bundan önce Cebrail'in kendisine indirdiği iki ayeti zikreder: "Muhakkak cehennem, onların hepsine vadolunan yerdir. Cehennemin yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için birer grup ayrılmıştır."[342] Fatıma (a.s) yüzükoyun yere kapanarak şöyle der: "Yazıklar olsun! Yazıklar olsun, cehenneme girenlere."

    e) Hüküm, Siyaset ve Tarih

    1- Daha önce yer verdiğimiz iki konuşma (hutbe), özellikle kutlu nebevî devrimle, bu devrimin geleceğiyle, mübarek bi'setten önceki cahiliye dönemiyle, İslâmî önderliğin sahih çizgisinden sapmasıyla ilgili olarak yaptığı değerlendirmeleri Hz. Fatıma'nın (a.s) ileri görüşlülüğünü ve geniş ufukluluğunu gözler önüne sermektedir.

    Bu konuşmaların bir de bu gözle incelenmesinde yarar vardır.

    2- Hz. Fatıma'nın (a.s), geleceğe ilişkin olarak verdiği gaybî haberler: Hz. Hüseyin'in kızı Fatımatu's-Suğra (r.a), babasından, o Resulullah'ın (s.a.a) kızı Fatımatü'l-Kübra'dan şöyle rivayet eder: "Resulullah (s.a.a) bana dedi ki: Benim soyumdan yedi kişi Fırat'ın kıyısına gömülür ki, öncekiler onlara ulaşmaz, sonrakiler de onlara yetişmez."

    3- Resulullah'ın (s.a.a) Fatıma'ya gizlice bir şeyler söylemesi: Aişe şöyle der: "Fatıma (a.s) yürüyerek geliyordu. Yürüyüşü Resulullah'ın (s.a.a) yürüyüşünden farksızdı. Resulullah (s.a.a) dedi ki: 'Merhaba! Kızım!' Sonra onu sağına veya soluna oturttu. Ardından ona gizlice bir şeyler söyledi. Fatıma ağlamaya başladı. Ona dedim ki: 'Resulullah (s.a.a) özel olarak sana bir şeyler anlatıyor, sen de ağlıyorsun?' Sonra Resulullah (s.a.a) ona gizlice bir şeyler söyledi, bu sefer gülmeye başladı. Dedim ki: 'Bugünkü kadar sevinçle hüznün birbirlerine bu kadar yakın olduklarını görmemiştim.' Ardından Fatıma'ya Resulullah'ın ne söylediğini sordum. Dedi ki: 'Resulullah'ın (s.a.a) sırrını ifşa etmem.' Sonra Resulullah (s.a.a) vefat edince, ona tekrar sordum. Dedi ki: 'Babam bana gizlice dedi ki: 'Cebrail her sene bana Kur'ân'ı baştan sona bir kere okurdu. Bu sene iki kere okudu. Bunun, ecelimin geldiğinden başka bir anlamı yok. Benim ailemden bana ilk kavuşacak kimse de sensin. Ben senin için ne güzel bir selefim.' Ben de bundan dolayı ağladım.' Sonra bana dedi ki: 'Şu ümmetin -veya müminlerin- kadınlarının efendisi olmayı istemez misin?' Resulullah (s.a.a) bunu söyleyince ben de güldüm."

    19- Urve b. Zübeyir, Aişe'den şöyle rivayet eder: "Resulullah (s.a.a) hastalanınca, kızı Fatıma'yı çağırdı. Gelince, Resulullah (s.a.a) ona gizlice bir şeyler söyledi. Fatıma ağlamaya başladı. Sonra gizlice bir şeyler daha söyledi, bu sefer güldü. Ben de bunun sebebini Fatıma'ya sordum. Dedi ki: Ağladığım zaman, kendisinin öleceğini bana haber vermişti. Güldüğümde ise, ailesinden ilkönce kendisine kavuşacak kimsenin ben olduğumu söylemişti."

    Dualarından Örnekler

    Gece bastırıp karanlık iyice çökünce mihrabında ayağa kalkar, ayaklarını birleştirir ve her şeyden alakasını keserek Rabbine yönelirdi. O'na yakarır, münacat ve ibadet eder, namaz kılardı. Ürkek, zelil ve herkesten ilgisini kesmiş bir dille Allah'a dua ederdi. Duasında şöyle derdi:

    "Allah'ım! Sana ibadet edecek güç, senin kitabını anlayacak basiret, hüküm ve hikmetini kavrayacak anlayış istiyorum. Allah'ım! Muhammed'e ve Âl-i Muhammed'e salât eyle. Bizim için Kur'ân'ı az bulunur (uzak) kılma, (doğru) yolu bize kaybettirme ve Muhammed'in (s.a.a) bize sırt dönmemesini sağla."

    Diğer bazı duaları şunlardır:

    1- "Allah'ım! Şu günümün başını felâh, ortasını iyilik ve sonunu kurtuluş yap. Allah'ım! Muhammed'e ve Âl-i Muhammed'e salât eyle. Bizi, sana dönüp pişman olan ve (tövbesi) senin tarafından kabul edilen, sana tevekkül edip, senin kâfi geldiğin, sana yakarıp senin merhamet ettiğin kimselerden kıl."

    2- "Allah'ım! Senden hidayet, takva, iffet, müstağnilik, sevdiğin ve razı olduğun şeyleri yapma istiyorum. Allah'ım! Zayıflığımız için gücünden, fakirliğimiz ve yoksunluğumuz için zenginliğinden, cahilliğimiz için hilminden ve ilminden istiyorum. Allah'ım! Muhammed'e ve Âl-i Muhammed'e salât eyle. Sana şükretmemiz, seni zikretmemiz, sana itaat etmemiz ve sana kulluk sunmamız için bize yardım et. Ey merhametlilerin en merhametlisi!"

    3- Hz. Fatıma'nın (a.s) ünlü Nur Duası:

    "Nur olan Allah'ın adıyla. Nurun nuru olan Allah'ın adıyla. Nur üstüne nur olan Allah'ın adıyla. İşleri evirip çeviren Allah'ın adıyla. Nuru nurdan yaratan Allah'ın adıyla. Nuru nurdan yaratan, nuru Tur dağına, satır satır yazılmış bir kitap hâlinde, yayılmış ince deri üzerine, ölçülmüş bir miktarda, bezenmiş elçiye indiren Allah'a hamdolsun. İzzetiyle anılan, övüncüyle ünlenen, darlıkta ve bollukta şükredilen Allah'a hamdolsun. Allah'ın salât ve selâmı efendimiz Muhammed'e ve onun tertemiz Ehl-i Beyti'ne olsun."

    Fatımatü'z-Zehra'nın (a.s) Edebî Şahsiyeti

    Hz. Fatıma (a.s), çok genç yaşta, henüz on sekiz yaşındayken vefat etmesine rağmen, tarihçiler -diğer Masum İmamlar (a.s) gibi- onun da, İslâm şeriatının ilkeleri hususunda geniş bir telkin ve tedvin gücüne sahip olduğuna işaret etmektedirler. Kadınlarla buluşmalarında, onların her türlü sorusuna cevap vermeyi kendisi için bir görev olarak bilirdi. Ondan aktarılan metinlerin geneli, onun ilmî ve edebî şahsiyetini gözler önüne serecek niteliktedir. Tarihçiler tarafından aktarılan ve irticalen yaptığı anlaşılan konuşma metinleri, ne büyük bir edebî kapasiteye ve ne sağlam bir edebiyat zevkine sahip olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Hz. Fatıma'nın (a.s) irticalen yaptığı iki konuşma var. Birini, Hz. Peygamber'in (s.a.a) vefatından sonra kendisini ziyarete gelen kadınlara hitaben; diğerini de muhacir ve ensarın ileri gelenlerinin huzurunda, hiçbir ön hazırlık olmaksızın yapıyor…

    Bu iki konuşma, Hz. Peygamber'in (s.a.a) vefatıyla birlikte meydana gelen olayların boyutlarını bize sunmaktadır. Dr. el-Bustanî bu edebî metni değerlendirirken şöyle der:

    "Fatıma (a.s) konuşmasına Allah'a hamd ederek başlıyor. Bu, Hz. Peygamber'in (s.a.a) ilk kez uyguladığı ve İmam Ali'nin (a.s) geliştirip detaylandırdığı bir üslûptur. Bu da gösteriyor ki, Fatıma (a.s), üslûp olarak bir yandan Hz. Peygamber'i (s.a.a), bir yandan da İmam Ali'yi (a.s) temsil ediyordu. Ama beri taraftan kendine özgü yeni bir edebî sanat ortaya koyuyordu. Her şeyden önce, konu olarak, Allah'ın bağışlarından dolayı önce hamd, sonra şükür ve ardından övgü ifadelerini bir silsile dahilinde sunuyor. Bunun ardından Allah'ın sıfatlarını, peşinden babasının peygamberliğini ve bunun kazanımlarını zikrediyor. Arkasından ana konuya dönüyor ve psikolojik ve ibadî verilerden oluşan bir liste sunuyor. Böylece peygamberlik kurumu ile onun sosyal kazanımları arasında, öncüllerle obje arasında bir bağlantı kuruyor. Bu bakımdan Fatıma'nın (a.s) konuşması, geometrik bir proje doğrultusunda gerçekleştirilen bir yapıt titizliğindedir. Bu projeyi uygularken kullandığı edebî sanatlar ise, öncelikle formel sanatlardan bolca örnekler içermektedir. Müzikal vurgu da özellikle ön plânda tutulmuştur. Doğal olarak lafzî sanatlar da, bütünlüğü oluşturucu önemli birer ögedirler. Karşılaştırmalar, benzeştirmeler, ardarda getirmeler, tekrarlar ve yeminler… gibi."

    Buraya kadar Hz. Fatıma'dan (a.s) nesir olarak rivayet edilen metinler üzerinde durduk. Ondan rivayet edilen nazım türü edebî ürünlere de birkaç örnek vermek istiyoruz:

    1- Resulullah'ın (s.a.a) cenazesi defnedilince Enes b. Malik'e döner ve "Ey Enes! Resulullah'ın (s.a.a) üzerine toprak dökmeye gönlünüz nasıl razı oldu?" der. Ardından şunları söyler:

    "Toz duman kapladı mı gökleri, dürüldü mü

    Gündüzün güneşi ve karardı mı ikindiler?

    Yer, Peygamber'den sonra kederlidir

    Onun için hüzünlüdür, titremektedir.

    Ağlasın şimdi ülkenin doğuları, batıları

    Mudar ağlasın ve tamamı Yemen'in

    Ey resullerin sonuncusu, kutlu ışığı!

    Esenliği üzerine olsun Kur'ân'ı indirenin."

    Sonra Hz. Peygamber'in (s.a.a) mezarından bir avuç toprak alarak yüzüne gözüne serper ve şöyle der:

    "Ahmed'in toprağının kokusunu alana ne gerek!

    Çok uzun zaman başka koku almasa da ne gerek!

    Üstüme öyle musibetler geldi ki, bunlar

    Gündüzlere uğrasaydı, geceye dönüşürlerdi."[351]

    2- Hz. Peygamber'e (s.a.a) ağıt yakarken şöyle diyor:

    "Yerin tabakalarının altında kaybolup gidene, de:

    Eğer feryadımı ve haykırışımı duyuyorsan

    Üstüme öyle musibetler geldi ki, bunlar

    Gündüzlere uğrasaydı, geceye dönüşürlerdi

    Korunaklıydım, Muhammed'in gölgesinde

    Hiçbir haksızlıktan korkmazdım, benim için bir siperdi

    Bugünse, bir alçaktan korkuyorum ve sakınıyorum

    Bana haksızlık etmesinden, hırkamla savıyorum bana zulmedeni

    Eğer gecesinde ağlıyorsa kumru

    Üzüntüden bunaldığı için, ben de sabahımda ağlıyorum

    Senden sonra hüznü arkadaş edineceğim

    Senin için döktüğüm göz yaşlarını gerdanlık yapacağım

    Ahmed'in toprağının kokusunu alana ne gerek!

    Çok uzun zaman hiçbir koku almasa da ne gerek!"[352]

    3- Muhammed b. Mufaddal'dan şöyle rivayet edilir: İmam Cafer Sadık'ın (a.s) şöyle dediğini duydum: Fatıma (a.s) camideki bir sütunun yanına geldi. Peygamber'e (s.a.a) hitaben şöyle dedi:

    "Senden sonra ne haberler var, ne musibetler!

    Ağır gelmezdi; bunlara tanık olsaydın eğer

    Biz seni yitirdik, yağmuru yitiren yer gibi

    Kavmin bozuldu sen gittin gideli

    İçlerindeki kini bize göstermeye başladı nice adamlar.

    Sen gittiğin ve seni bağrına bastığı için topraklar."[353]

    Hz. Fatıma'dan (a.s) Hadis Rivayet Eden Raviler ve Muhaddisler

    Daha önce Hz. Fatıma'nın (a.s) ilim ve takva ile beslendiğini söylemiş ve "Mushaf" diye bilenen bir kitabının olduğunu ve bu kitabın Ehl-i Beyt'in yanında bulunduğunu da vurgulamıştık. Hz. Fatıma (a.s) oğullarının ve kendisine hizmet eden Ümmü Eymen ve Fizze gibi -ki bu yaklaşık yirmi sene boyunca sadece Kur'ân ayetlerinden konuşmuştur- kimselerin eğitimine ve terbiyesine verdiği önemin yanı sıra, ilmin yayılmasına ve hayır amaçlı harcamalarda bulunmaya özel bir itina gösterirdi.

    Hz. Fatıma'nın (a.s), ilmin yayılmasına verdiği önemi gösteren en büyük kanıtlardan biri, ondan hadis rivayet eden ravilerin çokluğudur. Aşağıya bu ravilerin isim listesini alıyoruz:

    1-           İbn Ebu Melike

    2-           Ebu Eyyub el-Ensarî

    3-           Ebu Said el-Hudrî

    4-           Ebu Hüreyre

    5-           Esma bint-i Umeys

    6-           Ümmü Gülsüm

    7-           Beşir b. Zeyd

    8-           Cabir b. Abdullah el-Ensarî

    9-           Hasan b. Ali (a.s)

    10-       Hüseyin b. Ali (a.s)

    11-       Hakem b. Ebu Nuaym

    12-       Rib'î b. Harraş

    13-       Zeyneb bint-i Ebu Rafi'

    14-       Zeynep bint-i Ali (a.s)

    15-       Selman-ı Farisî

    16-       Sehl b. Sa'd el-Ensarî

    17-       Şebib b. Ebu Rafi'

    18-       Abbas b. Abdulmuttalib

    19-       Abdullah b. Hasan

    20-       Abdullah b. Abbas

    21-       Abdullah b. Mes'ud

    22-       Ali b. Ebu Talib

    23-       Ali b. Hüseyin (a.s)

    24-       Avane b. Hakem

    25-       Fatıma bint-i Hüseyin (a.s)

    26-       Kasım b. Ebu Said el-Hudrî

    27-       Harun b. Harice

    28-       Hişam b. Muhammed

    29-       Yezid b. Abdulmelik

     www.bilgekadın.com

     

    Категория: Kadın-Hicap-Aile | Добавил: feride (04.08.2008)
    Просмотров: 792 | Рейтинг: 0.0/0
    Всего комментариев: 0
    Добавлять комментарии могут только зарегистрированные пользователи.
    [ Регистрация | Вход ]
    Axtar
    Linklər